15 Ocak 2010 Cuma

Seyretmeye Doyamadığım Bir Film Mi ?

İnsanlar yavaş yavaş akıyordu. Önlerindeki 25 dakika boyunca hiç akıllarına gelmeyecek birşeyle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı belki de.. Oltasını denizden çıkarırken çengeline tutunan son insanlar da gecikmeye elveda dedikten sonra bir kükreme duyuldu. Onu yakalayamamış olanlara bir elveda demekti bu. Yola koyuldu, insanlarını alarak sırtına, ağır adımlarla. İlerledikçe insanları düşündükleri ne varsa hepsinden bir anda uzaklaşmaya başladı, ve bulundukları çevreye yerleşmeye başladılar. Bir tanesinin telefonu çaldı, ama o herzamanki bezginliğini diline koymadı bu sefer, bir dalga çarpma sesi, ağlamaya başlayan bir çocuğu yatıştıran bir anne gibi aldı onun tüm huysuzluğunu, telefonda her zamanki meseleleri duyunca da aslında onların problem değil sadece hayatının üzerinde gittiği bir tren rayı olduğunu düşünmüşçesine başladı karşısındakini rahatlatmaya. Bu değişikliği farkeden arkadaşı ne yaptığını sorduğunda, o kadar keyifli söylediki, daha ilk harfinden karşısındaki onun ne kadar şanslı olduğunu anlamıştı. Aynı olaydaki başka bir insan ise büyülenmişçesine bakıyordu önünden geçen ne varsa, ve daha sonra bu önünden geçenlerin dünyanın en güzel kızına ait takılar kolyeler olduğunu farketti, onu görmesi bile büyük bir nimetti, hele o taktığı 2 gerdanlığı da yok muydu, güneşte ne güzel parlıyorlardı. Fakat biraz daha kafasını aşağıya çevirdiğinde bu güzel kızın eteklerinin çamura çöpe bulaştığını gördü, kim nasıl yapar diye düşünürken kafasını çevirdi, ve gördü ki bir dakikaya kadar insan kılığındaki gudubet çıkarmıştı kılıfını, kusuyordu kıza pisliğini. Bunlar olurken öteki kahramanımız da bu ortamda en güzel beyazını seçip giyinmiş, bayram yapıyorcasına kollarını sallayarak gelenleri mutlu etmeye karar verdi, başladı hediyelerini çıkarmaya onlar için, bir dakika önce düşündüğü konu aklından gitmişti, çünkü şimdi yaptığı şey o kadar anlamlıydı ki. Çünkü iyilikten başka bir anlamı yoktu, tadı aynen sonunda memleketine gidilip yenilmiş bir yiyecekten farksızdı. Ve bu sırada tüm bu hikayelerin tek yazarı yaklaşmıştı varacağı yere, son kez bayram şekerini almış çocuklara göz kırparken görevini tamamladı, insanların ihtiyaçlarını giderdi, çünkü onlar tarafından bu iş için çağırılmıştı zaten. Fazla da bir beklentisi yoktu zaten insanlardan, artık ağarmış sakallarına çarptı altındaki suyu, ve 10 dakika sonra tekrar karşıya geçmeye hazırdı. Ha benim de bu filmde rolüm vardı, gözlerine mavi elbiseli dünyanın en güzel kızını gösteren gözlüğü takmıştım, o güzel kızın etrafında bayram şekerini almaya gelen martılar da vardı, kulağımda ise o martıların seslerinin usta müzisyen dalgalarla birleşip yaptığı bir resital duyuyordum. Belki de dertler önemsizdi. Belki de insan gibi insanlık can çekişirken, ben o acıyı duymamıştım, haftada bir acımı alıyordu burası, burayı bildiğim için çok şanslıydım. Neredeydim? Vapurdaydım yine.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder