14 Temmuz 2012 Cumartesi

"Ve"(da?-daha?)

Geleceğime katacağı nice güzellikler ve faydaları başından bilsem de,
Buraya olan mesafenin aslında çok uzak olmadığındaki teselliyi görsem de,
Yeni bir çevre, o çevrede geçecek seneler bana bir sürü güzel yenilikler getirecekse de,
Ve bunlar gibi çokça umudu ve aydınlığı taşıyan düşüncelerim olsa da,

Şu an, o yakın geleceğin tohumlarını ekmeye başladığım şu an;
Buradan başka bir şey düşünemiyorum.
Burası derken;
1 hafta sonra bırakıp gideceğim yer.
Kaç senedir toprağımdaki düşüncelerimden ve duygularımdan yola çıkıp benliğimin en derin kısımlarına kök salmış,
Dallarında; tatlı, ekşi, acı, mutlu, heyecanlı, umutlu, yıkık, bıkkın, çılgın, şaşkın, boş, kaygısız, umarsız, anlamsız, özel, güzel, çirkin, dingin, sinik sayısız ânı büyütüp bana yaşatmış,
Gövdesindeki her bir yaş halkası; yeri ayrı tatların, beraberliklerin, paylaşılan en güzel anların en sağlam insanlarından, dostlarından, kardeşlerinden yapılmış,
Özsuyunda hayatta samimiyetle kazanılmış kalıcılığı taşımak isteyen
"Fakat hayatımın şimdisi için gerekmeyen."
Benim için yaşadığım her an nerede olursam olayım
Tek bir dalını dahi yitip gitmemek adına tutmak isteyeceğim, tek bir dalını dahi yitirmemem gereken
Balsa ağacım.

"Fakat hayatımın şimdisi için gerekmeyen."
Sanırım benim için böylesine içime işlemiş bir ağacın geleceğim için 'gerekmeyecek' olması umudumda saklı hüznümün kaynağı.
Çünkü geleceğime ait topraklarda şu an yerleşmiş olan tek şey, tohumlar.
Orada benliğimden öte herhangi bir kısmıma tutunmuş sağlam bir şey yok.
Orada bana özel bir ânın meyvesi yok.
Orada arkamı yaslayabileceğim insanlardan yapılı bir gövde yok.
Orada bana bu denli güven verebilecek pek bir şey yok.
Bu kadar belirsizlik varken burası insanın gözüne daha bir gerçek, daha bir sığınılası görünüyor değil mi?
Hele ki bundan sonra verebileceği yeni dallar, gövdesine sağlamlık katacak insanlar varsa ve onlardan vazgeçiyorsan ne kadar kötü.. diye düşünüyorum. Sıkılıyorum.

Ama sonra..
Sıkıntıdan da sıkılınca benim için tek çıkış kapısında duran bir tanıdık, Umut gözüme çarpıyor.
Dinliyor tüm bunları.
Bana katılıyor da.
Sonra şu kalemimin belirsizlikle bol dolduğundan olacak iyice koyulaşmış mürekkebinin dağılarak aktığı satırları bir daha okumamı istiyor, sanki arasında gizli olan bir şey varmış gibi.
Ben de onu "kırmamak" adına bir kez daha okuyorum:
"Orada benliğimden öte herhangi bir kısmıma tutunmuş sağlam bir şey yok.
Orada bana özel bir ânın meyvesi yok.
Orada arkamı yaslayabileceğim insanlardan yapılı bir gövde yok.
Orada bana bu denli güven verebilecek pek bir şey yok."

Duruyorum. O da duruyor.
Sonra, arada saklı olan 2 kelimeyi çıkarıp önüme koyuyor:
 -Ama...HENÜZ...

Sonra farkına varıyorum.
Toprağım boş değil, içinde yeni tohumlar var. O tohumlar filiz verecek, kök salacak ve belki de geleceğimin son derece aydınlık olan bu yöresinde bu ağaç kadar sağlam bir ağacım daha olacak ve bana ve sevdiklerime bambaşka lezzetler sunacak. Ve bu hayatı yaşamak için bulabileceğim sebepler kuvvetlenecek. Bir yandan da o ağacın büyümesi, kök salması bitmeyecek. Ben'e kökünden bağlı olduğu için benimle beslenecek, büyümeye devam edecek, ve şimdiye kadar etrafımda ama bir o kadar da uzak olan insanları, zamanları taşıyacak bana yepyeni dalları ile, günlerle, aylarla yıllarla.

O esnada Umut'un karşısından geçen en alâ olasılıkçı, en alâ istatistikçi olan gerçekçilik kulak kabartıyor olaya. Diyor ki alaycı tavrını yediğim, "Ya olaylar bu senaryodan farklı gelişirse hacı?"

"Evet" diyorum, "Her türlü gelişebilir. Ve bunu belirleyecek ben değilim. Ama toprağımın bereketini artırıp olabildiğince zenginleştirmek ve  Umut'la beklemek de kendi adıma verebileceğim en güzel karar değil mi?" diyorum. O susup yolunda ilerlemeye devam ederken Umut da mutlulukla gülümsüyor ve beni daha iyi gören gözlerle olduğum yere bakmamı sağlıyor.

Olduğum yer daha kolay seçiliyor şimdi. Hayatımın üzerinde bulunduğu akışı yön değiştirip belki de henüz bilmediğim "(henüz)yabancı denizlere" dökülüp oradan başka yerlere ulaşacakken o yön değiştirmelerden biri esnasında tam da üzerime doğru büküldüğü yerdeyim, bir "ve" kelimesinin içindeyim, hatta onun da içinde; kelimenin işlev görmesindeki özü olan, 2 ayrı ucun birbirine kavuşmasının simgesi "v" harfinin merkezindeki en alttaki noktadayım. Nereye ulaşacağı bilinmez, ama burada durmayacağı kesin. Aynı şekilde "v"nin diğer ucunun da benimle beraber olduğu, sadece aynı harfin içinde uzaklaştığı, ama istediğim zaman dönebileceğim bir konumda olduğu da kesin. Ve daha kesin olanının da hayatımın tek bir "v" harfiyle sınırlı değil, başından sonuna dek kendi adıma vereceğim kararların diğer harflerle, kelimelerle ve cümlelerle bile tam olarak ifade edilemez oluşu. Hal böyleyse bir "v" harfinin içinde daha fazla düşüncelerle boğulmaya gerek duymam umarım.

O zaman; "ben oynatmaya az kalmışken bir an önce sen oynat Umut'cuğum".

5 Temmuz 2012 Perşembe

Gerçekler Dileğin Baktığı Yere Ulaştığında

Evet. Her zaman, hatta sana göre belki çoğu zaman hayaller, planlar, umutlar doludizgin akan gerçekliğin nehrinde seni bu hayatta gitmek istediğin yere ulaştırmaya yetmez. Özellikle önünde ciddi ve zorlu bir mesele varsa. Fakat gerçekler; gitmek istediğin yere ulaşana kadar karşına çıkıp o yeri görmeni engelleyen sayısız cismani engeller sana çarpsa da; sen umudunla ayakta kaldığın sürece sana temas edip gitmekten başka bir işe yaramazlar. Çünkü hayatının gerçekleri bir nehir demiştik ya hani, senin gitmek istediğin doğrultunun karşısından gelen herhangi bir şey sen izin vermedikçe seni alıp savurup alabora etmez.

Ve evet, bir nehir demiştik ya hani. O nehir istediğin yere dümdüz akan bir nehir değil. Yatakları çok keskin bir şekilde dönebilir, dibi berraklığını yitirebilir, pisliklere bulanabilir, bir fırtına ile yıkıcı bir vaziyet alabilir. Bunlar senin yol haritanda çizilmiş oluşumlar değildir. Ve o "haritanın dışında güvenebileceğin bir şeyi" de bulamadıysan bir süre sonra o harita da sana büyük bir yalanın resmi gibi gelir, yırtıp atarsın. Kayıplığın ve yitikliğin dibine de iyice yaklaşmış olursun.

Ama sen gideceğin bir yere sadece harita ile ulaşamazsın. Harita sana bir yere nasıl gidileceğini söyler ama ulaştığını söylemez, sen de haritadan başını kaldırmadan ilerliyorsan bedenini bir sürü tehlikenin hedef tahtasına yerleştiriyorsun bir yandan. Bir tüyo vereyim, bir haritayı sadece dönemeçlerin başlangıcında ve sonunda kullanırsan nerede olduğundan daha kolay emin olursun. Çünkü harita kuşbakışı çizilen bir şey olduğu için düz çizgilerin engebeleri, iniş ve çıkışları anlatmak gibi bir işlevleri yoktur. Sen baktıkça onları seçer, teker teker geçer ve yoluna devam edersen gideceğin yere biraz daha yaklaşmış olursun. Peki harita yokken kime güvenmiş oldun öyleyse? Kendine dostum, kendine. Daha iyiyi isteyen, bu yolda ilerlemek isteye sen değil miydin? Kendine bu kadar kolay ihanet edebilir misin? Kendine inanmadan bir iş başarabiliyorsan orada işi başaran sadece kaderin sana anlık gülmüş yüzü, sen değilsin. An gelir güler an gelir teper. Kaderi kestirmek güç, ama bu dünyada en iyi tanıdığın şey olan kendini çok güzel kestirebilirsin. Ve kendine inanarak attığın her adım seni bir yere hemen ulaştırmasa da geriye götürmeyeceğine emin olabileceğin tek şey.

Geri saralım, nehrin sana sunduğu sayısız kestirilemeyecek olasılığa. Bunlar sadece o nehrin akışını etkiler, fakat sen kendinden emin bir şekilde ayakta durdukça yanından geçip gitmekten başka bir işe yaramaz. İşte haritanın yetersiz kaldığı o anlarda senin "harita dışında güvenebileceğin tek şey" yine sensin. Çıkan fırtınada nehrin seni yutmasına izin vermeden hayatta kaldıkça, pisliklerden arınacağını bildikçe, dibinden bağımsız sadece gitmek istediğin yere adımlarını attıkça, başka yöne dönen yataklarda dahi gitmek istediğin yeri aklında tuttukça eninde sonunda oraya ulaşmana kimse engel olamaz.

"Şartlar Gereği Dilekleri"nden sonraki geçen sürece dair söylenebilecek en dikkate alınması gerekeni anlatmaya çalıştım. Çünkü ben bu hayatta gitmek istediğm yerlerden şu dönemimde dönüm noktası niteliğinde olanına sistemli bir şekilde ulaşabildim, tevekkül ve mutlulukla. Bu süreçte ne yaptığıma dair söyleyebileceğim bir çok şey var, çoğu sistemli bir şekilde adım adım ilerlemekle alakalı; fakat bunlardan bir tanesi en önemlisi. Öyle ki o anlayış sadece bir sınavda, bir problemde, bir olayda kullanılıp atılan bir şey değil, aksine hayatına dair çoğu meselede gerektiğinde istediğin zaman kullanabileceğin, içindeki en büyük güçlerinden bir tanesi. O; kendine olan inancın. Umut iyi bir başlangıç için şart olan kelimeyse kendine inanç da o başlangıcı ileri götürebilecek en önemli itici güç. Umarım bu yazıyı kim buraya kadar okuduysa ve hayat yolculuğunda bir yere gitmek istiyorsa o da kendi gücünün ve varlığının farkına biraz olsun varmıştır ve kendisi için en iyiyi istemekten ve ulaşmaktan asla korkmaz.