13 Ocak 2010 Çarşamba

Eşikten Önce, Eşikten Sonra - 1 - Oyun Akışı

Kapı kapanır, ve yine önümüzde kapılar. İşimiz de bu değil mi zaten ? Şu dakikaya dek girmediğimiz kapı kalmadı. Hangisinin nereye çıktığı yazmıyor, bunları biz anlamlandırıyoruz. Ama açtığımızda bizi yeni kapılardan önce, girdiğimiz kapının bize hediyesi karşılıyor. Hediye kimi zaman dostlar, kimi zaman birbirimiz kimi zaman şeker, kimi zaman arzuladığımız, kimi zaman beklenmeyen bir doğa harikası, kimi zamanda ayağımıza vurulan pranga oluyor. Ama bunlarla olan beraberliğimiz de sonsuzluğa varmıyor, çünkü bulunduğumuz alanda daimi bir bekçi var, ve zamanı gelince alıyor ateşini eline, yakmaya başlıyor bize ait olan şeyleri. Dostluklarda kazıklar, zincirlerde çözülmeler, o güzel fotoğrafın alev alev yanması. Alan boşaldığında bekçi ile başbaşa kalıyoruz, şanslı olanlarımız daimi olan bekçiyi farkediyor, ve planlarını ona göre yapıyor. Farketmeyen ise bekçi kellesini kurtardığında kendisini göklerde, çukura düştüğünde ise kendisini yerin dibinde sanıyor. Farkedenin kafasında o bekçinin ismi yer ediyor, "Zaman". Bekçi bizim olanı yok ettikten sonra yine bir kapının önüne getiriyor bizi, ve o kapıdan geçiriyor. Ve geçtiğimiz yeni kapıda da bizi bekleyenler oluyor. Çözülen zincirler, kırılan kalpler, çürüyen manzaralar, hepsi o kapının arkasında kalıyor, çünkü zaman bize devamlı oyalanacak birşey getiriyor, ve saat vurunca onları da alıyor elimizden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder