Geleceğime katacağı nice güzellikler ve faydaları başından bilsem de,
Buraya olan mesafenin aslında çok uzak olmadığındaki teselliyi görsem de,
Yeni bir çevre, o çevrede geçecek seneler bana bir sürü güzel yenilikler getirecekse de,
Ve bunlar gibi çokça umudu ve aydınlığı taşıyan düşüncelerim olsa da,
Şu an, o yakın geleceğin tohumlarını ekmeye başladığım şu an;
Buradan başka bir şey düşünemiyorum.
Burası derken;
1 hafta sonra bırakıp gideceğim yer.
Kaç senedir toprağımdaki düşüncelerimden ve duygularımdan yola çıkıp benliğimin en derin kısımlarına kök salmış,
Dallarında; tatlı, ekşi, acı, mutlu, heyecanlı, umutlu, yıkık, bıkkın, çılgın, şaşkın, boş, kaygısız, umarsız, anlamsız, özel, güzel, çirkin, dingin, sinik sayısız ânı büyütüp bana yaşatmış,
Gövdesindeki her bir yaş halkası; yeri ayrı tatların, beraberliklerin, paylaşılan en güzel anların en sağlam insanlarından, dostlarından, kardeşlerinden yapılmış,
Özsuyunda hayatta samimiyetle kazanılmış kalıcılığı taşımak isteyen
"Fakat hayatımın şimdisi için gerekmeyen."
Benim için yaşadığım her an nerede olursam olayım
Tek bir dalını dahi yitip gitmemek adına tutmak isteyeceğim, tek bir dalını dahi yitirmemem gereken
Balsa ağacım.
"Fakat hayatımın şimdisi için gerekmeyen."
Sanırım benim için böylesine içime işlemiş bir ağacın geleceğim için 'gerekmeyecek' olması umudumda saklı hüznümün kaynağı.
Çünkü geleceğime ait topraklarda şu an yerleşmiş olan tek şey, tohumlar.
Orada benliğimden öte herhangi bir kısmıma tutunmuş sağlam bir şey yok.
Orada bana özel bir ânın meyvesi yok.
Orada arkamı yaslayabileceğim insanlardan yapılı bir gövde yok.
Orada bana bu denli güven verebilecek pek bir şey yok.
Bu kadar belirsizlik varken burası insanın gözüne daha bir gerçek, daha bir sığınılası görünüyor değil mi?
Hele ki bundan sonra verebileceği yeni dallar, gövdesine sağlamlık katacak insanlar varsa ve onlardan vazgeçiyorsan ne kadar kötü.. diye düşünüyorum. Sıkılıyorum.
Ama sonra..
Sıkıntıdan da sıkılınca benim için tek çıkış kapısında duran bir tanıdık, Umut gözüme çarpıyor.
Dinliyor tüm bunları.
Bana katılıyor da.
Sonra şu kalemimin belirsizlikle bol dolduğundan olacak iyice koyulaşmış mürekkebinin dağılarak aktığı satırları bir daha okumamı istiyor, sanki arasında gizli olan bir şey varmış gibi.
Ben de onu "kırmamak" adına bir kez daha okuyorum:
"Orada benliğimden öte herhangi bir kısmıma tutunmuş sağlam bir şey yok.
Orada bana özel bir ânın meyvesi yok.
Orada arkamı yaslayabileceğim insanlardan yapılı bir gövde yok.
Orada bana bu denli güven verebilecek pek bir şey yok."
Duruyorum. O da duruyor.
Sonra, arada saklı olan 2 kelimeyi çıkarıp önüme koyuyor:
-Ama...HENÜZ...
Sonra farkına varıyorum.
Toprağım boş değil, içinde yeni tohumlar var. O tohumlar filiz verecek, kök salacak ve belki de geleceğimin son derece aydınlık olan bu yöresinde bu ağaç kadar sağlam bir ağacım daha olacak ve bana ve sevdiklerime bambaşka lezzetler sunacak. Ve bu hayatı yaşamak için bulabileceğim sebepler kuvvetlenecek. Bir yandan da o ağacın büyümesi, kök salması bitmeyecek. Ben'e kökünden bağlı olduğu için benimle beslenecek, büyümeye devam edecek, ve şimdiye kadar etrafımda ama bir o kadar da uzak olan insanları, zamanları taşıyacak bana yepyeni dalları ile, günlerle, aylarla yıllarla.
O esnada Umut'un karşısından geçen en alâ olasılıkçı, en alâ istatistikçi olan gerçekçilik kulak kabartıyor olaya. Diyor ki alaycı tavrını yediğim, "Ya olaylar bu senaryodan farklı gelişirse hacı?"
"Evet" diyorum, "Her türlü gelişebilir. Ve bunu belirleyecek ben değilim. Ama toprağımın bereketini artırıp olabildiğince zenginleştirmek ve Umut'la beklemek de kendi adıma verebileceğim en güzel karar değil mi?" diyorum. O susup yolunda ilerlemeye devam ederken Umut da mutlulukla gülümsüyor ve beni daha iyi gören gözlerle olduğum yere bakmamı sağlıyor.
Olduğum yer daha kolay seçiliyor şimdi. Hayatımın üzerinde bulunduğu akışı yön değiştirip belki de henüz bilmediğim "(henüz)yabancı denizlere" dökülüp oradan başka yerlere ulaşacakken o yön değiştirmelerden biri esnasında tam da üzerime doğru büküldüğü yerdeyim, bir "ve" kelimesinin içindeyim, hatta onun da içinde; kelimenin işlev görmesindeki özü olan, 2 ayrı ucun birbirine kavuşmasının simgesi "v" harfinin merkezindeki en alttaki noktadayım. Nereye ulaşacağı bilinmez, ama burada durmayacağı kesin. Aynı şekilde "v"nin diğer ucunun da benimle beraber olduğu, sadece aynı harfin içinde uzaklaştığı, ama istediğim zaman dönebileceğim bir konumda olduğu da kesin. Ve daha kesin olanının da hayatımın tek bir "v" harfiyle sınırlı değil, başından sonuna dek kendi adıma vereceğim kararların diğer harflerle, kelimelerle ve cümlelerle bile tam olarak ifade edilemez oluşu. Hal böyleyse bir "v" harfinin içinde daha fazla düşüncelerle boğulmaya gerek duymam umarım.
O zaman; "ben oynatmaya az kalmışken bir an önce sen oynat Umut'cuğum".

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder